Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk Eğitimi Tamamlandı

Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk Eğitimi Tamamlandı

Ufuk Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nin ilk eğitimi olan 28 saatlik “Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk Eğitimi – Çok Disiplinli Yaklaşım” Programı 20-21 ve 27-28 Nisan günlerinde Balgat Yerleşkesinde gerçekleştirildi. Eğitime Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden, Ankara Tabip Odası’ndan ve Pembe Hayat Derneği’nden temsilciler de katılım gösterdi.

Eğitimin ilk günü Dr. Öğr. Üyesi Muhittin Şahin tarafından kimlik meselesi cinsiyet ekseninde tartışıldı. Ardından Dr. Öğr. Üyesi F. Süzgün Şahin tarafından feminist hukuk teorisinin gelişimi ele alındı, özel olanın politik olduğu dikkate alınarak aile yaşamının anlamı üzerinde duruldu. Son olarak Dr. Öğr. Üyesi Nezahat Demiray tarafından cinsiyet bağlamında eşitlik meselesi AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında farklı boyutlarıyla işlendi.

Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk Eğitiminin ikinci gününde Dr. Öğr. Üyesi D. Çiğdem Sever, ayrımcılığın türlerine ve ispat yollarına işaret ederek devletlerin cinsiyete dayalı ayrımcılık sebebiyle sorumluluğunu ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nu anlattı.

Eğitimin çok disiplinli yaklaşımına ciddi katkı sunan Doç. Dr. Koray Başar, cinsiyet kimliğini belirleyen şartların sabit olmadığını, kişiye özgü bir süreç olduğunu belirtirken cinsiyet kimliğinin atanması ve geçişindeki tıbbi usulleri ve hukuk düzenindeki engelleri anlattı.

Eğitimin ana konularından şiddetin göz ardı edilen türleri psikolojik şiddet ve cinsel şiddeti, flört şiddetine ilişkin çalışmalar yapan Dr. Öğr. Üyesi Ezgi Toplu-Demirtaş psikolojik danışman gözüyle anlattı. Güvenli ilişkiler için doğru yolun her zaman açık onay almak olduğunu belirtti. Toplu Demirtaş, cinsel şiddete uğrayan kişinin üç şekilde tepki verebileceğini (kaçmak, savaşmak ya da donmak) belirtirken cinsel şiddetin rıza inşası, bir diğer deyişle kişinin iradesini manipüle etmek, duygusal baskıyla rızayı elde etme yoluyla da işlenebildiğini açıkladı. Mağdurun korkudan donup kalabileceği gerçeği karşısında, cinsel şiddete uğrayan mağdur bağırsaydı, niye sesini çıkarmadı, öyleyse rızası vardı yaklaşımının psikolojik gerçeklerle bağdaşmadığı vurgulandı.

Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk Eğitiminin üçüncü gününde Avukat Şahin Antakyalıoğlu erken yaşta evlilik mağduru çocukların uygulamada neyle karşı karşıya kaldığını somut örneklerle anlattı. Çocukların evlendirilmesinde kemik yaşı ve yaş büyütme davalarının sıklıkla kullanıldığına değindi. Kemik yaşının zaten muğlak olduğunu, çocuğun psikososyal yaşından ise farklı olduğunu belirten Antakyalıoğlu, 16 yaşını doldursa bile çocukların rızasının manipülasyon, inşa yoluyla elde edilebildiğine, özgür bir rıza olmadığına dikkat çekti.

İzleyen oturumda Dr. Burcu Hatiboğlu, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin özelliklerine değinerek sosyal ve ekonomik şiddeti sosyal hizmet yaklaşımıyla açıkladı. Şiddet failleriyle ilgili haberlerde psikolojik özelliklere vurgunun şiddetin asıl sebebini gizlediğine dikkat çekti. Hatiboğlu, şiddet uygulamanın stratejik bir karara dayandığını, patronuna şiddet uygulamaktan kendini alıkoyabildiğini, kontrol edebildiğini belirtirken kadınları pembe otobüslere bindirmenin, LGBT bireyleri belirli bir çevreye kabul etmemenin sosyal şiddet örneği olduğunu ifade etti.

Son oturumda Doç. Dr. Özge Yücel, ev içi şiddet ve cinsiyet temelli şiddetle mücadelede İstanbul Sözleşmesinin önemini ve öngördüğü ilkeleri, devletlere yüklenen yükümlülükleri ve 6284 sayılı yasada öngörülen koruyucu ve önleyici tedbirleri açıkladı. Yücel, kadına yönelik cinsiyet temelli şiddetin kadın olarak var olmaktan, görünmekten dolayı işlendiğini veya ağırlıklı olarak kadınları etkilediğini, ev içi şiddet gibi çocuk yaşta evlenmeye izin veren ve sterilizasyonda eş rızasını arayan hükümlerin de ayrımcı olduğunu belirtti. Cinsiyet temelli şiddetin sebebinin de sonucunun da eşitsizlik ve ayrımcılık olduğuna işaret eden Yücel, AİHM’nin ev içi şiddete ilişkin devletlerin pozitif yükümlülüklerini ihlaline ilişkin kararlarında adli pasifliğin kasıtlı olmasa da ayrımcı olduğu sonucuna vardığını belirtti.

Eğitimin son günü Doç. Dr. Özge Yücel, medeni hukuk düzenlemelerini toplumsal cinsiyet açısından eleştirdi. Cinsiyet kimliğinin tanınması için ameliyat şartının belirlilik, öngörülebilirlik ve üstün yarar olmaksızın vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı ilkesini ihlal ettiğini belirtti.

Yücel, aile hâkimlerinin CEDAW’ın açık hükmü karşısında 16 yaşında evlenme izni başvurularını reddetmek zorunda olduğunu, aksinin Anayasa madde 90’a aykırı düşeceğini, erken ve zorla evlilikle mücadele için bunların süresiz ve başlı başına mutlak butlan sebebi sayılmasını savundu. Yücel, son olarak kürtaj için eş rızasının doğrudan ayrımcı, sterilizasyon için eş rızasının ise doğum kontrol külfetinin kadınlara yüklendiği dikkate alındığında kadınlar aleyhine dolaylı ayrımcı olduğunu ileri sürdü.

Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Türkan Yalçın, dilin şiddet aracı olarak kullanıldığını, cinsiyetçi ve ayrımcı ifadelerin okullarda kullanılan deyimler ve atasözleri sözlüğünde geçtiğini ifade ederken hâkimlerin bile kararlarında “karnından sıpayı…” gibi sözleri kullandığını belirtti. Kadın cinayetlerinde haksız tahrik indiriminin yanlış bir şekilde uygulandığını belirten Yalçın, töre saikiyle öldürme suçundan yapılan ceza yargılamalarında dahi toplumsal cinsiyet normlarına dayalı olarak haksız tahrik indiriminin uygulanabildiğine dikkat çekti.

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Ayşe Akın, cinsiyet ayrımcılığının sosyal sağlığımızı bozduğunu, bu nedenle cinsiyet ayrımcılığının hekimlerin de meselesi olduğunu belirtirken gebelik, doğum sebebiyle kadınların maruz kaldığı şiddet ve ayrımcılık biçimlerini anlattı. Üreme sağlığı konusunda uzun yıllardır çalışan Akın, aile planlaması yöntemlerini kullanmak veya isteyerek düşük yapmak için başkasının onayını gerektiren düzenleme ve uygulamaların ayrımcı olduğunu, sadece evli kişilere kondom verilerek ayrımcılık yapıldığını ifade etti. NPHK’de istemli düşük süresinin neden 10 hafta olduğunu Prof. Dr. Akın şöyle açıkladı: Aslında teklif metninde süre 12 haftaydı, medikal olarak anlamsız biçimde 10 haftaya düşürme konusunda politikacıların ısrarıyla değişti. Türkiye’de 2005 yılına dek anne ölümlerinde düşüş yaşandığı halde bu yıldan itibaren aynı düzeyde kaldığını, ölüm oranlarının azalmadığını belirten Akın, şu anda kamu kurumlarının istemli düşük hizmeti vermediğini, politik karşı söylemin bu hakkın kullanımını engellediğini belirtti.

Toplumsal Cinsiyet ve Hukuk Eğitiminin son oturumunda Dr. Öğr. Üyesi Başak Karateke ve Klinik Psk. Hasra Avcı, şiddete maruz kalmış kişilere travma sonrası danışmanlığın ilkeleri ve yöntemlerini anlattı. Farklı disiplinlerden katılımcıların mesleki becerilerinin geliştirilmesi amaçlandı. İnteraktif bir yöntem kullanan Karateke ve Avcı, danışan yaşadığı travma nedeniyle tehdit altında hissettiğinden her anlamda öngörülebilir, güvenli bir ortam sağlamak ve güven ilişkisi için gerekli açıklamaların yapılması, yönlendirici olmayan sorular sorulması gerektiğini belirtti. Avcı, bence kelimesini kullandığınız anda karşınızdakinin yaşam deneyimini değersizleştirmiş olursunuz, bence tarzındaki ifadelerinden ve kıyaslardan kaçınmalısınız dedi.

Eğitimin sonunda devam koşulunu sağlayan katılımcılara katılım belgeleri UFSEM Müdürü Doç. Dr. Özge Yücel ve UFSEM Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Başak Karateke tarafından takdim edildi.